6 Nisan 2017 Perşembe

trend mi minimalizm mi? sorunsalı(sorunsal kelimesini hiç sevmem)

“Son zamanlarda” diyerek başlayacaktım söze; fakat ne zamandır son zaman? Hangi zamandan sonrasını “son zamanlar” olarak nitelendirebiliriz? Bunun üzerine değil elbette ki konum; ancak başlangıç olarak seçtiğim kelime grubumu bile beğenmemişken neler anlatırım, anlattığımı beğenir miyim? Bilmiyorum…
Hadi yine de “son zamanlarda” diye başlayayım da popüler yaşama, trende uygun görünmüş olayım( !) Son zamanlarda trend olan bir kelime var: “Trend”
Gündemde olan ne varsa yapmalıymışız zorunluluğu…
Aklıma gelen şeylerden birkaç tanesini sıralayayım: Bir ara geyikli tayt giymeyen kız kalmamıştı. Ne zaman çok kişi tarafından giyildiği tespit olundu; o vakit mertlik bozuldu, alay konusu oldu. Geyikli taytı olanlar çöpe atıverdi o vakitten sonra…
Çakma UGG’ler vardı. Bunları giyen kızlar boz ayı gibi dolanıyordu ortalıkta; lakin farkında değillerdi. Trend diye onlara güzel geliyordu. Yine aynı şey oldu, “Ayı Yogi, arkadaşlarıyla güne gelmiş.” dediler kapı önünde bir sürü UGG görenler. Hop hadi bunu da gönderdik çöp kutusuna.
Kokoş, tiki kızlara bak; hepsinde Casio klasik. Zannedersin yarın askere gidecek, bir havalar bir havalar; memleketi o kurtaracak sanki…
Aşkın, acının, devrimin kadını canım Frida Kahlo’nun kemikleri sızlamıyorsa ben de bir şey bilmiyorum. Kadıncağız ruhen yaşamaya devam ediyor pekala da vücudunda dövme olarak taşımak, 3-5 liralık aksesuarlara, t-shirtlere baskısını yapmak neyin kafası diye sormazlar mı adama?
Bohem yaşama özendik, hippiler gibi salaş kıyafetler giyindik,Harry Potter gözlüğü taktık, iki Bob Marley dinledik olduk mu sana trend! Ne Bob Marley’i tanıdık, ne de Frida’yı anladık, hippi kıyafetlerimizi giyip McDonalds’dan hamburger menü söyledik…Trend olduk mu olduk; ama komik göründüğümüzü kimse anlamadı. “Oooo çok tarz.” deyip alkış tuttular…
Güleriz ağlanacak halimize…
“Her önüne gelen” (bu kelime grubu da ayrıca irdelenecek bir konu) yaşam koçu oldu. “Pozitif düşünün, içinizdeki kötülükleri salın.” dediler, osurmalara doymadık.
Kızlar saçlarına fön çekip, üstüne “Bad hair day” yazan şapkalardan taktılar. Kendileri bile inanmadı, “Bak ben burada sübliminal mesaj veriyorum.” dediler.
En sevdiğim yaşam tarzlarından biri ise minimalist yaşam... Az ve öz olacak şekilde yaşamını idame ettir yeter, niye alevli şortlar, geyikli taytlar alıp çöpe atalım ki? Alıyorsan bari atma mübarek, azcık saygı! demez mi o geyikler, alevler…Bu hayattaki fonksiyonumuz gösterişli yaşamak mı, yoksa başka bişeyler var mı? Körü körüne pragmatist olmaktan bahsetmiyorum..
27 yıllık ömrümde yarıda biten kaş modası da gördü bu gözler, göğüslere kadar çekilen yüksek, dar pantolonlar da, fotoğraf çekmek için eline kitap alıp yanına kahveyi konduruverenleri de, başka bir sürü trendi de…En kötüsü de  davul gibi dışı şişkin, içi boş insanları, kendinden başka herkesin gerizekalı olduğunu düşünen insancıkları, başkalarını kandırdığını düşünenleri, otokratik anlayışla elinde, istediği kapının kilidini açabilecek anahtarın olduğunu düşünenleri de. Oysa bilmiyorlardı ki her kapının kilidinin sevgiyle, hoşgörüyle açılabileceğini, kendi kalplerini kendilerinin kirlettiğini…Millet trend peşinde koşsun, biz minimal yaşamı tercih etmeye devam edelim…
Ne demiş Einstein: “Her şeyi olabildiğince sade yapın; ama basit değil.”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder