“Evren karşısındaki insan dünyadaki karınca kadar bile
olamıyor.” der ve ekler Zülfü Livaneli: “Bizim evreni tahayyül etmemiz, Haymana
yakınlarındaki bir tek karıncanın Samanyolu’nu kavraması gibi bir şey. Belki de
daha zor bir iş.”.
Biz de koca, yaşlı, şişko zannederiz dünyayı oysa ki… Ne
kadar büyük olduğunu zannedip mal, mülk edinmeye çalışırız tabiri caizse öküz
gibi çalışarak… Ne için, kim için? Gösteriş? Rahat yaşamak? Ne kadar saçma ve
boş şeyler…
Bazen öyle kaptırırız ki kendimizi dünya telaşına,
bulunduğumuz ortamın kralı olmak isteriz. Övünülecek şeyler yaparız, takdir
toplamak için bi taraflarımızı yırtarız... Bunu yaparken kalp kırarız, bağırır
çağırırız, soğuk rüzgârlar estiririz… Sonuç? Geride kalan? Arkanda
bıraktıkların? Peşinde sürüklediklerin?
Rakipler oluştururuz kendimize, hırslanırız, onları geçmeye
çalışırız. Minnacık bile olmadığımızın farkına varmadan en büyük bizmişiz gibi
yaşarız, miş gibi yaparız.
Televizyon seyrederiz, saatlerce kilitlenip bakakalırız.
Zamanımız çokmuş gibi öldürürüz, bir an önce bitsin isteriz. Bir de zamanın ne
kadar hızlı geçtiğinden yakınırız. Kendimizle çelişiriz, hiç durmadan…
Düşünmeyiz sınırlarımız dışında. Bize yapmamız gerekenler
söylenir ve biz onları yaparız. Kukla gibiyizdir çoğu zaman…
Sürekli yeriz, acıkmadan, hiç durmadan… Farkında değilizdir
karnımız tokken yediklerimizin hiçbir anlam ifade etmediğinin…
Çoğu şey aslında hiçbir anlam ifade etmez; ama biz her şeye
anlam yüklemeye çalışırız, yafta yapıştırırız he önümüze gelene…
Birleşmek yerine ayrışırız, birleşince farklı düşünmekten
korkarız belki de…
Belki dediğimiz şeyler çoğalır düşünmeye verdiğimizi
kendimizi. Belki dememek için düşünmeyiz çoğu zaman.
İsteklerimiz hiç bitmez, doyumsuzuzdur. Bu yüzden üretmek
yerine tüketmeyi tercih ederiz. Hiç üretmeden tüketenlerin, haksız kazanç
sağlayanların çok olduğunu düşünürüm bu yüzden…
Mutlu etmek istemeyiz; ama mutlu olmak isteriz; çünkü mutlu
etmek sorumluluk gerektirir. Sorumluluk almak çok yorucu gelir…
Kendimizle kalmaktan korkarız; çünkü boynumuza tasma
geçirilmiş gibi yaşamaya alışmışızdır. Alışmış olmak, alışkanlıklardan
kurtulmayı zorlaştırır.
Sürekli konuşuruz, dinlemeyi bilmeyiz; çünkü dinlemek daha
zordur. Kolay olanı seçmek doğamızda var.
Erteleriz her şeyi, paramız bitmesin diye. Paramız bitmez;
ama hayatımız biter…
Ve farkında değilizdir olan bitenin. Öyle yaşarız işte.
Rastgele…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder