2 Kasım 2016 Çarşamba

Rastgele


“Evren karşısındaki insan dünyadaki karınca kadar bile olamıyor.” der ve ekler Zülfü Livaneli: “Bizim evreni tahayyül etmemiz, Haymana yakınlarındaki bir tek karıncanın Samanyolu’nu kavraması gibi bir şey. Belki de daha zor bir iş.”.

Biz de koca, yaşlı, şişko zannederiz dünyayı oysa ki… Ne kadar büyük olduğunu zannedip mal, mülk edinmeye çalışırız tabiri caizse öküz gibi çalışarak… Ne için, kim için? Gösteriş? Rahat yaşamak? Ne kadar saçma ve boş şeyler…

Bazen öyle kaptırırız ki kendimizi dünya telaşına, bulunduğumuz ortamın kralı olmak isteriz. Övünülecek şeyler yaparız, takdir toplamak için bi taraflarımızı yırtarız... Bunu yaparken kalp kırarız, bağırır çağırırız, soğuk rüzgârlar estiririz… Sonuç? Geride kalan? Arkanda bıraktıkların? Peşinde sürüklediklerin?

Rakipler oluştururuz kendimize, hırslanırız, onları geçmeye çalışırız. Minnacık bile olmadığımızın farkına varmadan en büyük bizmişiz gibi yaşarız, miş gibi yaparız.

Televizyon seyrederiz, saatlerce kilitlenip bakakalırız. Zamanımız çokmuş gibi öldürürüz, bir an önce bitsin isteriz. Bir de zamanın ne kadar hızlı geçtiğinden yakınırız. Kendimizle çelişiriz, hiç durmadan…

Düşünmeyiz sınırlarımız dışında. Bize yapmamız gerekenler söylenir ve biz onları yaparız. Kukla gibiyizdir çoğu zaman…

Sürekli yeriz, acıkmadan, hiç durmadan… Farkında değilizdir karnımız tokken yediklerimizin hiçbir anlam ifade etmediğinin…

Çoğu şey aslında hiçbir anlam ifade etmez; ama biz her şeye anlam yüklemeye çalışırız, yafta yapıştırırız he önümüze gelene…

Birleşmek yerine ayrışırız, birleşince farklı düşünmekten korkarız belki de…

Belki dediğimiz şeyler çoğalır düşünmeye verdiğimizi kendimizi. Belki dememek için düşünmeyiz çoğu zaman.

İsteklerimiz hiç bitmez, doyumsuzuzdur. Bu yüzden üretmek yerine tüketmeyi tercih ederiz. Hiç üretmeden tüketenlerin, haksız kazanç sağlayanların çok olduğunu düşünürüm bu yüzden…

Mutlu etmek istemeyiz; ama mutlu olmak isteriz; çünkü mutlu etmek sorumluluk gerektirir. Sorumluluk almak çok yorucu gelir…

Kendimizle kalmaktan korkarız; çünkü boynumuza tasma geçirilmiş gibi yaşamaya alışmışızdır. Alışmış olmak, alışkanlıklardan kurtulmayı zorlaştırır.

Sürekli konuşuruz, dinlemeyi bilmeyiz; çünkü dinlemek daha zordur. Kolay olanı seçmek doğamızda var.

Erteleriz her şeyi, paramız bitmesin diye. Paramız bitmez; ama hayatımız biter…

Ve farkında değilizdir olan bitenin. Öyle yaşarız işte. Rastgele…

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder