Yaşam ile ölüm arasında
ince bir çizgi, kısacık bir zaman dilimi olduğunu anladığımdan beri daha
farkında yaşıyorum hayatı. İçinde yaşadığım şu koca, yaşlı, şişko dünyanın koca
bir yalandan ibaret olduğunu anladığımdan beri. Gizem bu dünyayı terk ettiğinden
beri…
Yaşama sıkı sıkıya
sarılan, yaşama sevinciyle dolu, yaşlandığında yapamayacağını bildiği için
gençliğinde bütün aksiyonlu işlerin peşinden koşan, anı yaşayan, hep
gülümseyen, doğa aşığı bir özgür kız bu dünyadan ayrıldığından beri küfredip
duruyorum şu dünyaya. Çok kızıyorum kendilerine. Ona bu kadar sıkı bağlanan
birini neden istemez topraklarında? Kendisine âşık sevgiliye kan kusturan
tiplere neden özenmiş ki dünya da?
Dünya…Yalan dünya. Tam
da alışverişten gelirken karşıma çıkan şu duvar yazısına ne demeli? “Haklısın
Neşet baba yalan dünya!” Sanki Gizem’in
öldüğünden haberi varmış gibi, sanki Dünyaya küfrettiğimi duymuş gibi karşıma
çıkıverdi şu duvar. Hem de Harran topraklarında…Şiir sokakta, şiir Harran’da,
şiir Dünya’da, şiir her yerde…
Ölümün kendisi şiir.
Dram tarzında yazılmış, kafiye mafiye
hak getire. Serbest ölçüyle yazılmış, rastgele… Okuyan ölüyor işte dahası yok…
Ölümü kabullenmek mi
ölüm haberini mi almak daha zor bilemiyorum. Ölüm haberi almak şok etkisi
yaratır vücutta, ardından kabullenememe, tekrar tekrar sorma durumları vuku
bulur. Sonra acı başlar, boğazın, kalbin acır. Derken uykuya dalarsın. En zor
olan şeylerden biri de ertesi gün uyandığında o kişinin artık olmadığıyla
yüzleşmendir. Hala kabullenemezsin. “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet
olsun.”lar başlar ve bu cümlelerle karşı karşıya bırakılırsın. Bakarsın
alışanlar olmuş bile. Sonra kendini de bu duruma alıştırman gerektiğiyle
başbaşa kalırsın…
Aradan zaman geçer, acı
hiç dinmez; ama yaşamak zorundasındır. Bu dünyaya geldiysen kardeşim
dediklerini yapmak zorundasın. Bu dünyadan gitme isteği sana ait değildir; ona
Dünyanın kendisi karar verir. İstemezse seni, gitmek zorundasın o kadar…
Bazen Dünya’nın adil
olmayan seçimler yaptığını düşünürüm. Gencecik, yaşam enerjisiyle dolu ,
üstelik kendisine bu kadar sadık insanları neden istemez ki diye sorgularım.
Sonra susarım; çünkü bu konularda hiçbir şekilde yetkim olmadığının farkına
varırım. Boğun eğip, istenmediğim güne kadar yaşamaya devam ederim.
Belki daha konuşulacak
bir sürü şey var bu konuyla ilgili; ama şu yalan dünyada ölüm diye bir gerçek
var. Kalp kırmak, zulmetmek, bencilce davranmak için çok az zamanımız var ve vaktimizi
bunlar için harcamak da çok saçma burası kesin.
1 saniye sonramızı
bilmediğimiz şu dünyada kafayı çok yormamalı, yoracaksak da güzel şeyler
düşünmeye ve yapmaya yormalıyız diye düşünüyorum. Kafalar güzel olsun, gerisi
hallolur…
Hoşçakal Gizem, gittiğin yerde çok mutlu ol...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder