12 Ekim 2016 Çarşamba

Yaşam ile Ölüm Arası

Yaşam ile ölüm arasında ince bir çizgi, kısacık bir zaman dilimi olduğunu anladığımdan beri daha farkında yaşıyorum hayatı. İçinde yaşadığım şu koca, yaşlı, şişko dünyanın koca bir yalandan ibaret olduğunu anladığımdan beri. Gizem bu dünyayı terk ettiğinden beri…

Yaşama sıkı sıkıya sarılan, yaşama sevinciyle dolu, yaşlandığında yapamayacağını bildiği için gençliğinde bütün aksiyonlu işlerin peşinden koşan, anı yaşayan, hep gülümseyen, doğa aşığı bir özgür kız bu dünyadan ayrıldığından beri küfredip duruyorum şu dünyaya. Çok kızıyorum kendilerine. Ona bu kadar sıkı bağlanan birini neden istemez topraklarında? Kendisine âşık sevgiliye kan kusturan tiplere neden özenmiş ki dünya da?

Dünya…Yalan dünya. Tam da alışverişten gelirken karşıma çıkan şu duvar yazısına ne demeli? “Haklısın Neşet baba yalan dünya!”  Sanki Gizem’in öldüğünden haberi varmış gibi, sanki Dünyaya küfrettiğimi duymuş gibi karşıma çıkıverdi şu duvar. Hem de Harran topraklarında…Şiir sokakta, şiir Harran’da, şiir Dünya’da, şiir her yerde…

Ölümün kendisi şiir. Dram tarzında  yazılmış, kafiye mafiye hak getire. Serbest ölçüyle yazılmış, rastgele… Okuyan ölüyor  işte dahası yok…

Ölümü kabullenmek mi ölüm haberini mi almak daha zor bilemiyorum. Ölüm haberi almak şok etkisi yaratır vücutta, ardından kabullenememe, tekrar tekrar sorma durumları vuku bulur. Sonra acı başlar, boğazın, kalbin acır. Derken uykuya dalarsın. En zor olan şeylerden biri de ertesi gün uyandığında o kişinin artık olmadığıyla yüzleşmendir. Hala kabullenemezsin. “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.”lar başlar ve bu cümlelerle karşı karşıya bırakılırsın. Bakarsın alışanlar olmuş bile. Sonra kendini de bu duruma alıştırman gerektiğiyle başbaşa kalırsın…

Aradan zaman geçer, acı hiç dinmez; ama yaşamak zorundasındır. Bu dünyaya geldiysen kardeşim dediklerini yapmak zorundasın. Bu dünyadan gitme isteği sana ait değildir; ona Dünyanın kendisi karar verir. İstemezse seni, gitmek zorundasın o kadar…

Bazen Dünya’nın adil olmayan seçimler yaptığını düşünürüm. Gencecik, yaşam enerjisiyle dolu , üstelik kendisine bu kadar sadık insanları neden istemez ki diye sorgularım. Sonra susarım; çünkü bu konularda hiçbir şekilde yetkim olmadığının farkına varırım. Boğun eğip, istenmediğim güne kadar yaşamaya devam ederim.

Belki daha konuşulacak bir sürü şey var bu konuyla ilgili; ama şu yalan dünyada ölüm diye bir gerçek var. Kalp kırmak, zulmetmek, bencilce davranmak için çok az zamanımız var ve vaktimizi bunlar için harcamak da çok saçma burası kesin.

1 saniye sonramızı bilmediğimiz şu dünyada kafayı çok yormamalı, yoracaksak da güzel şeyler düşünmeye ve yapmaya yormalıyız diye düşünüyorum. Kafalar güzel olsun, gerisi hallolur…
Hoşçakal Gizem, gittiğin yerde çok mutlu ol...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder