"Biz kimsenin Vera'sı, Milena'sı, Tomris'i veya Lavinia'sı olamadık. Biz bu çağın hiç sevilmeyen kadınlarıyız." Şu söze katılan kadınların sayısı,katılmayanlardan daha fazladır,o kadar eminim ki...
Belki hâlâ vardır,Nazım Hikmetler,Franz Kafkalar,Turgut Uyarlar,Özdemir Asaflar da biz karşılaşmamışızdır, o yüzden bizim için yoklardır. Belki onlar Veralarını,Milenalarını,Tomrislerini,Lavinialarını bulmuşlardır ve o güzel insanlar o güzel atlara binip gitmişlerdir...
Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabından alıntılar yayını gibi olacak biraz ama bu sözler üzerine düşünmek ve yazmak istiyorum.
"Zaman nasıl da akıp gidiyor, bu korkunç bir şey." Acaba zamanımızın büyük çoğunluğunu boş boş öldürdüğümüzün farkında mıyız? Farkındaysak değiştirmek için harekete geçiyor muyuz? Geçmiyorsak neden? Değişim korkutur çünkü.Yeni bir hayata başlamak,sıfırdan düzen kurmak,alışkanlıklardan kurtulmak zordur.Cesaretli olanlar değişim istiyorsa harekete geçer,bir çoğumuz yine kaldığımız yerden devam... Böyle böyle yalnızlaşıyoruz,maddi varlık olarak bir yere aitiz ama ruhsal yalnızlık içinde...
"Yüreğini kolla,ölmeden çürüyorsun." diye devam eder Marquez. Ölmeden kendi cehenneminde yaşamaya devam eden bir çok insan tanıyorum. Yaptığı, bile bile kalbinin pas tutmasına sebep olmaktan başka bir şey değildir.
"İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa,o adam o toprağın insanı değildir." der Marquez. Üniversiteden beri kendi memleketim dışında bir yerlerde barınma mücadelesi verdim durdum,kendimi yabancı hissetmem bu yüzdendir belki.Sahi şu memleket özlemi neden? Bağlı olduğumuz köklere yakın olma isteği herkeste var mıdır?Bilmiyorum...Şebnem Ferah boşuna dememiş olmalı "Bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense, dünyanın bir ucunda tek başımayım." diye.Sadece anne babamızın sevgisinden emin olduğumuz için mi onların yanında yalnız hissetmiyoruz? Belki de...Aile yönünden şanssız olanlara,sevgi görmemiş olanlara çok üzülüyorum,orası ayrı konu.Temelleri sağlam atılmıyor ki büyüdüklerinde yıkılmasınlar.
"Bir ilişkiyi kadın başlatır, kadın bitirir, ama başlayan ve bitiren aynı kadın değildir." O kadar haklı bir söz ki çerçeveletip duvarına assan,dövmesini yaptırsan abes olmaz. Aynaya baktığında dönüştürüldüğün kadını görebiliyorsan geçmiş olsun, göremiyorsan henüz dönüşmemişsindir, bir yerlerde kıvılcım hâlâ vardır.
''Umut karın doyurmaz,'' dedi kadın.''Karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar,'' diye yanıtladı albay." Bu sözde erkek kişisi umutlu,kadında da küçük bir kıvılcım varsa denemeye değer.Eğer yoksa, dünyanın en soğuk yeri olur vazgeçmiş bir kadının kalbi.
"Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizde tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?"Anlatsam mı, anlatmasam mı?" kararsızlığımız.."Bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız.. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek." Bazı kitaplar vardır,karşına çıktıkları için kendini şanslı hissedersin, bu kitap da öyleydi benim için,rehberim,yol haritam oldu,bakış açımı belirledim.Bazı kitaplar iyi ki var!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder